23 Ağustos 2016 Salı

Metrodaki adam 1

            Birdenbire karşıma çıkıyorlar. Metroda, parklarda, yolda... Onları görünce o kadar etkileniyorum ki, bir müddet ya peşlerinden gidiyorum ya da ineceğim durağı bazen uzatıyor, doyasıya seyrediyorum. Sanki bilinmedik bir yerden dünyamıza ışınlanmışlar gibi hissediyorum. Aklıma nadiren gördüğüm iyi bir sanat eseri gibi kazımaya çalışıyorum. Bir arkadaşım var. Facebook'ta izin verirse çalışmalarını görebilirsiniz. Resim yapıyor. Çalışmalarından bazıları, 50’li, 60’lı yıllarda dünyayı nasıl algıladığımız üzerine yapılan resimler. Bu insanlarda bende dünyayı bugünkü algıladığımız biçimin dışındanmış gibi bir izlenim yaratıyorlar. Dolayısıyla şaşırıyorum, hayranlık duyuyorum.
            Bu adamı, metroda gördüm. Saçları ustura ile özenle traş edilmiş, sarı gür bıyıkları üst dudaklarını örtmüş, ama suratı özenle traşlı, hatta traşın o ince mavi silüeti yüzüne vurmuş, mavi gözlü, kırk-kırkbeş yaşlarında, yaklaşık doksanbeş-yüz kg., hafif göbekli bir adamdı. Bu özelliklerinden çok, beni asıl olarak giyimi etkilemişti. Üzerinde markanın öne çıktığı hiç bir şey yoktu. Kumaş krem bir pantalon, üzerinde günbatımı rengi bir polo yaka ipek t-shirt, ayaklarında ise siyah yazlık deri ayakkabılar vardı. Orta yaşının başlarında olmasına rağmen bu adam kendisini daha genç gösterebilecek hiç bir araca başvurmamıştı. Ne küpe, ne saçlara şekil, ne de giyiminde özel bir ilave. Giyimi buna rağmen etkileyici, ancak yeni alınmış gibi de değildi. Yeni alınmış gibi değildi ama tertemiz ve ütülüydü. Sanki onun için çalışan bir hizmetlinin rutin görevlerinden biri olan ütü ve temizlikleri yapıldıktan sonra dolabına onun alıştığı biçimde yerleştirdiği kıyafetlerden kendi zevkine göre o sabah seçip almıştı. Muhtemelen bunlardan önce, duşunu almış traş olmuş ve sabah kahvesini içmişti. Bütün bunları uydurmuyorum. Duruşundan siz de  bir çırpıda bunun böyle olduğunu anlayıverirdiniz. Çünkü, Sedef kakmalı bastonunu bir dizine dayayarak, iri sayılabilecek ellerini üzerinde  tutmuş, diğer dizine de krem rengi fötr şapkasını koymuştu. İri sayılabilecek elleri dediysem, bu ellere ait uzun parmaklara çok şık ama abartısız gümüş ve orjinal taşlı yüzükler bütün bu sıradışı görüntüye zirve yaptırmıştı. Bu adamın ömrü boyunca bir kez bile fitness’a gitmediğine emin olabilirdiniz. Fakat bir o kadar sağlıklı olduğuna da emin olabilirdiniz. Büyük olasılıkla taşra aristokrasisinin  kalan son örneklerinden biriydi. Nereden anladığımı sorarsanız, yanında oturan genç, üniversite öğrencisine eğilerek bir şeyler anlatmaya başladı. İfadeleri son derece alçakgönüllü, gülümsemesi ise çok mütevazi ama anlattığı konuda oldukça bilgili olduğu her halinden belli idi.

2 yorum: